Şiir gözlüm tüm İnternet Kitapevlerinde dostlar.
İmzalı kitabım için iletişime geçebilirsiniz.😊
Direk satın almak isteyenler bağlantıya gidebilirler.   

27 Eylül 2021 Pazartesi

Dinlenmeyen Hikaye


 Dinlenmeyen Hikaye


Kendi hayatını düşünmeden harcayan bir insan düşün.

Zamanını sanki hiç var olmamış gibi, sanki bitmeyecek gibi değilde, başlamamışta önsezi gibi düşünen bir insan.

Rüzgar esintisinin ulaşmadığı bir yaprağın hiç sallanmayı bilmemesi, güneş ışınlarına erişemeyen dalın soğuk kanlılığı, gece ile gündüz kavramının olmadığı bir yerde yeşeren sahipsiz ağacın varoluşu gibi habersizce yaşayan bir insan.

Virane bir hayatta; herkesten, her şeyden, kendisini arındırmış bir insan.


•••


Duyarsız bir insan bu insanı soyut bir kavramla yargılayabilir. Kötümseyebilir.

En kolayına kaçarak yorumlayabilir. 

Oysa çok başka durumlar meydana gelmiştir.

Çok duygular yatar o gönül duvarlarının içinde. Yaşanmışlıklarında derin acılar ablukaya almıştır iç dünyasını. Hikayesini bilmediğin insanları; her ne olursa olsun dinlemeden yargılamak, acizlikten ötesine geçemez.

İnsan keskin bir bıçağın acısına dayanamaz değil mi? O acı o anlıktır. Eseri sadece bir izden ibaret kalır. İnsanın iç dünyasındaki acılar ise öylesine derin çentikler meydana getirmiştir ki, zaman mevhumu belkilerden ibaret kalır.


Bazen sadece görüntüye aldanmamalı insan. Davranışlarada kanmamalı. Ama dinlemeden o hikayeyi karalamamalı. O kadar düşmek zayıflık değilde nedir ki?..


Eylül 2021


12 Ağustos 2021 Perşembe

Acı Ağustos






 Ateşin ısısıyla yeşilin ölümüne tanık olduk.

Onlarca hayvanın, dayanamadığımız sıcaklıkta kavrulduğuna...

Oysa yok olmaz deyip harap ettiğimiz doğanın,

En büyük dersiydi bu bizlere.


Su hayat verir diyoruz bir yandan,

Bir yandan ise hunharca harcıyoruz.

Su şahlandı, oysa oda öcünü almak için sıradaydı.

Oysa onunda gördüğü en fazla zarar insandandı.


Neydik ki biz? Neydik?

Bir metre kare dünyamızda bunca açlığımız,

Sığamamazlığımız nereden geliyordu.

Adeta dünyaya hakim olma hırsı yakıyordu bizi.


Zararlarımız tek doğaya olmadığı kesindi.

İnsanın zararı insanaydı, en başından böyleydi.

Yetemiyorduk. Yetiremiyorduk. 

Oysa öylesine zengindik ki, 

Şimdi insanlığımızın fakirliğiyle sınanıyorduk.


Gafletimiz, yangınımız.

Öfkemiz ise üzerimize dökülen suyumuz.

Anlıyor muyuz?

Yarın yine hayatın yalanlarını gömüleceğiz.


Hala iyi insanların, insanlığıyla zengin olan insanların,

Zenginliğini insanlığıyla zengin eden insanların varlığıyla...

Onlara kucak dolu övgüler azdır.

Bunu insan olandan gayrısı anlayamaz

Düşünmeyi anlayamadığı gibi...


Acı Ağustos 

2021

Uğur Erden

2 Ağustos 2021 Pazartesi

Merhamet

Hayvan içgüdüsel davranır. İnsan ise zekasıyla. Merhamet en önemli duygu. Bu evre insanın doğaya saygısını, insana saygısını, kendine saygısını ortaya koyar. Bazen bazı şeyler en büyük ders olur insana ve bunu görebilmesi ne yazık ki şu an ki yüzyılda başa gelmeden anlaşılması güç. Ne hazindir ki merhamet duygusu körelmiş dünyada, merhametli insanların sevgisiyle yaşamaya devam etmekteyiz. Çünkü mal mülk peşinde koşan insanların artmasıyla felaketlerin ardı kesilmemekte. Rant, kışkırtma, fitne arttıkça kaybolmaya yüz tutmuş bir dünya olmaktayız. Ve o merhametli insanlara en büyük borcumuz ise hala yaşıyor olmamız.

İnşallah bu uykudan uyanır, dünyanın sadece bir göz kırpmanın anlığı kadar olduğunu öğreniriz. En önemlisi de dünyanın dengesini bozmanın, bozulan dengenin kızgınlığını en kısa zamanda görmemiz dileğiyle.


Bu uğurda canlarını ortaya koyan insanlara Allahtan rahmet diliyorum. Ve mallarımız kadar önemsemediğimiz hayvanların içgüdüsel merhametine erişmemiz ümidiyle.

#uğurerden #yangın #doğa #yeşil #canlılar #kaybediyoruz


29 Temmuz 2021 Perşembe

İhtişam

İHTİŞAM


Göz önünde yaşamak gibi bir alışkanlığımız oldu.

Her anımızı paylaşır olduk. 

Hatırımızda yaşatmak yerine nesneleştirmeye başladık.

Sanki iç dünyamız öylesine kirli ki, 

Dışımız iyi olsun diye şatafatlı giysilerimiz...

Ama en ağırı dış görünüme önem vermemiz.


Kıyafet kişiliği gösterir derler: tamamıyla palavra.

Seni gösteren sözlerin, kişiliğini ise davranışların ortaya koyar.

Kim o densiz? Öylece akıllara yer ettirmiş?

Sorduğunda kimse bilmez.


Bilinç altı öylesine bir hazne ki, doğru olanı yanlış dedirtir insana.

İşte bunu aşılayanlar asıl suçlular.

Sonrasında körü körüne doğru diye onaylayan insanlar.


Giyim, kuşam, kaliteli görünümü sağlıyor düşüncesi, bu şekilde lanse edilmesi, özgürlüğün sanki bir kaç bez parçasıyla gösterilmesi, bunun için savunma yapılması, şuanki dünyanın en büyük oyunu.



Omurgasızlık sanki bu. 

İnançsızlık. 

Özgüvensizlik. 

Uyumsuzluk. 

Yapmacık davranışlar, taklitler, kişilik bozukluğu.


Nereye gidiyoruz biz? 

Kim olmaya çalışıyoruz?

En önemlisi de kimiz biz?


Sorular, soruları meydana koyuyor,

Cevaplar ise hiç var olmamış gibi kayboluyor.


Çünkü gerçekler daima acıdır hayal dünyasında yaşayan insanlara.


Zira gerçekleri bilenler asla koyulmaz bu yola.




Temmuz 21

Uğur Erden

16 Temmuz 2021 Cuma

ARAYIŞ

Arayış



Derin düşüncelere daldığında,

Her yer sessizleşir.

En ücra köşesindesindir.

Kimse yoktur yanında.

Oysa öyle olduğunu da bilirsin;

Ama kendini kandırmak buna denir.

Kanışlarımız hep yanlışlarımız oldu hayatımızda.

Kaybedişlerimiz, yeniden başlayışlarımız,

Eksile eksile devam edişlerimiz...


Kendinin farkına vardığında hafiften göz gezdirirsin etrafına.

Görünen de herkes keyfindedir.

Koşuşturması, konuşması, gülmesi, oynaması;

Ama daha dikkatili bakmak istersin,

Gözlerinin altında ezilme, dudaklarının kenarında burukluk var mı diye.

İnsanın en büyük iç aynası çehresinde saklıdır.

Sahte gülüşlerde saklıdır ya her neyse.


Neden çok düşünüyorsun?

Bu kadar kendini harap edişin nedendir?

Derinlerde kendini arayışın, her huzme görüşünde kendin sanışın,

Neden kendini bu üzmelerin?

Biliyorsun da böyle geçmeyeceğini hayatın...

Kurduğun kaçıncı idam planın,

Kaçıncısında en acısız ve hızlı ölüm,

Ve kaçıncı kaçışın düşüncelerinden,

Korka korka değil bu acıya acıya kendinden.


Bıraksana yahu bırak, değmeyecek zamanın,

Safsatalı düşüncelerinden arındır kendini.

Uyan artık ıstıraplı rüyalarından.

İnceleme yüz perdesini derinlerine kadar.

Ve düşünme kederin en ince tonuna kadar.


Geride kalan hayatın kaçı gülmekle geçti?

Mutluluğun en uzun ne kadar sürdü?

Yanında kimler vardı?

Ya da kimse olmadan bu hayatın güzelliği...

Şimdi her şey geride kaldı(!)



Temmuz 2021

11 Temmuz 2021 Pazar

Onca Kargaşa Tek Aydınlık Aile

Onca Kargaşa Tek Aydınlık Aile


Bu coğrafya bir bütün içinde 

İçindeki canlılar; bitki örtüsü hatta göremediklerimiz

İnsanda bir bütün

İnsan koca bir çınar


Anne baba ve çocuklar

Yıkılmaz kalenin yeganeleridir

Onlar baş tacındır

Onlar canından candır


Ağacın filizleri gibisindir

Ve gölgesinde hayata yeşerirsin

Sırt olur dünyayı göğüslersin

Herkes hiç olur da ailen seninledir


Anne Baba çınarın

Sahip çık

Kimse için gölgesinin en ufak parçasına söz eyletme

Kim olursa olsun tek tırnağına tırnak değdirme.


10 temmuz 2021

Seyir Defteri

11 Nisan 2021 Pazar

Kabuk

 Kabuk


Bir kabuk bu, çetin ve mukavemeti yüksek bir zindan

İçinde binlerce işkence barındıran, yavaş yavaş  öldürmeye teşebbüs eden cani ruhların kabuğu

Işık yok, güneş yok, ses yok.

Ama var, hepsi var, var işte o kadar.

Sanki bitecek hissi, sanki ... Sonu ölüm korkusundan acı, sonu dilim dilim parçalanmaktan acı.

Acı nedir biliyor musun? Acı göreceli, acı her gönül için dirhem farkı. 

Benim acım, nefes almak mücadelesi.

Her şeyin az bulunduğu ama az bulunmadığı bu hayatta mahrum kalınmışçasına yaşatılması,

Benim kabuğum burası. O kabuk her geçen gün kalınlaşıyor, her geçen gün biraz daha daralıyor, her santimi öylesine değerli ki, öylesine özel ki... Her gün biraz daha kayboluyorum, biraz daha, biraz daha sessizliğe gömülüyorum. 

Oysa dünya güzel, mavi huzur, hayat hürriyet içeren bir meskendi. 


Öyle değil işte. Öyle değil. Eşitlik olmayan, yerin altı ve yerin üstü farklarının topluluğu; insandan insana farkın, çocuktan çocuğa yaşamın farklı olduğu bu hayatta öyle değil işte. 


Her acının dirhemi farklıydı. Her insanın acısı sadece onun anlayabileceği kadardı. Ondandı ölümler, kendi kendine kıyanların, bunu hissetmeyecek kadar ve bunlara sessiz kalacak kadar gönüllerden sökülmüş merhametin idamıydı bu çağın ortak acısı. 


O öyle değildi işte. O kabuk bir acıydı. O kabuk ayrılığın parazitiyle güçlenen, insanlığın üzerine inmiş karabasandı.


Benim acım bundandı. Benim acım hissettiğimi hissetmeyen insanlarla olan mücadelemdi. Her ses çıkarışımda biraz daha sessizliğime inmeme sebep olan, biraz daha karanlığa alışmama neden olandı.


Her şeyden fazla fazla olup, kimselerin ayrı ayrı yaşadığı, azın aza, çoğun çoğa paylaşılmasındandı. Adilsizlikti. Adil olmayan hayatta yetinmesini öğrenmeye çalışmak, sadece nefes almak ve hayatın dertleriyle, bunları düşünmekle geçen zamandı. 


Benim derdim bundandı. Ve kabuğum her gün biraz daha kalınlaştı. Yediğim onlarca hayatın darbesi yine insanlardandı. Dimdik durduğun bu hayatta insanın olmadığı her yer daha güvenilir, daha inanılır ve dostaneydi. Benim acım kabuğumdu. Orası hep canlıydı. Sürekli yanan lavın korlarıyla çetinleşen duvarlarımdı. Her şeyden azdı. Sanki bitecek korkusuyla azla yaşamayı öğrenmekti. 


Işık da vardı, güneş de hatta ses de. Ama azdı... 

Çünkü bulunduğum metrekareye o kadar sığıyordu. Çünkü korkuyordum. Bir yılanın bitecek diye az az yediği toprak gibi, karıncaların bir diğer kışa koca yazı çalışarak harcayıp hayatlarını idame etme gayreti gibi. 

Ama o öyle değildi. 

Öyle olmayan düşüncelerimdi. Düşüncelerim zedelenmişti. İnsanlar... İnsan neydi? Sahi neydi insan ve insanlık. Benim acım bundandı ve o acı her gün daha da arttı. 

İnsan neydi? 


Başkalarının sırtından cebine koyan, karnını doyuran ( çalan). Hırsızdı

İnsan, insanı öldüren miydi? Katildi.

İnsan kendisinden başkasını düşünmeyen miydi? Merhametsizdi.


İnsan neydi? 

 Yoksa başka bir can için kendisini feda eden miydi, sessiz canlara kucak açan, koruyup kollayan, adalet için kendini ortaya atan mıydı? 


İnsan her şeydi. İnsan merhametini unutuna kadar insandı. 


Benim acım bundandı. Benim kabuğum kapanmıştı. 

Her şeyden azdı. 


Ses, ışık, güneş ve mavi...


“Kuşlar denizin sokak çocuklarıdır” diyen Can Yücel gibi , ben de kendi dünyamın sokak çocuğuydum. İnsanlar tanıdım ekmek veren, insanlar tanıdım olan ekmeği alan, çalan.


Benim dünyam da her şeyden azdı. O öyle olmasa da azdı. Ama acı... Katlanılamayacak kadar fazlaydı. 

Öldürmeyen acı canlandırır derler ya hani, işte oda öyle değildi. 

Hislerin öldükten sonra yaşamak ne kadar paha biçilmez olabilirdi ki, o kadardı...


Benim kabuğum acıydı. Ve her gün mukavemeti yükselen parmaklıklar ardında santimetreye düşen meskendi. 


Yaşıyorduk en azından. Az da olsa ...


Uğur Erden

Nisan 2021