Şiir gözlüm tüm İnternet Kitapevlerinde dostlar.
İmzalı kitabım için iletişime geçebilirsiniz.😊
Direk satın almak isteyenler bağlantıya gidebilirler.   

11 Nisan 2021 Pazar

Kabuk

 Kabuk


Bir kabuk bu, çetin ve mukavemeti yüksek bir zindan

İçinde binlerce işkence barındıran, yavaş yavaş  öldürmeye teşebbüs eden cani ruhların kabuğu

Işık yok, güneş yok, ses yok.

Ama var, hepsi var, var işte o kadar.

Sanki bitecek hissi, sanki ... Sonu ölüm korkusundan acı, sonu dilim dilim parçalanmaktan acı.

Acı nedir biliyor musun? Acı göreceli, acı her gönül için dirhem farkı. 

Benim acım, nefes almak mücadelesi.

Her şeyin az bulunduğu ama az bulunmadığı bu hayatta mahrum kalınmışçasına yaşatılması,

Benim kabuğum burası. O kabuk her geçen gün kalınlaşıyor, her geçen gün biraz daha daralıyor, her santimi öylesine değerli ki, öylesine özel ki... Her gün biraz daha kayboluyorum, biraz daha, biraz daha sessizliğe gömülüyorum. 

Oysa dünya güzel, mavi huzur, hayat hürriyet içeren bir meskendi. 


Öyle değil işte. Öyle değil. Eşitlik olmayan, yerin altı ve yerin üstü farklarının topluluğu; insandan insana farkın, çocuktan çocuğa yaşamın farklı olduğu bu hayatta öyle değil işte. 


Her acının dirhemi farklıydı. Her insanın acısı sadece onun anlayabileceği kadardı. Ondandı ölümler, kendi kendine kıyanların, bunu hissetmeyecek kadar ve bunlara sessiz kalacak kadar gönüllerden sökülmüş merhametin idamıydı bu çağın ortak acısı. 


O öyle değildi işte. O kabuk bir acıydı. O kabuk ayrılığın parazitiyle güçlenen, insanlığın üzerine inmiş karabasandı.


Benim acım bundandı. Benim acım hissettiğimi hissetmeyen insanlarla olan mücadelemdi. Her ses çıkarışımda biraz daha sessizliğime inmeme sebep olan, biraz daha karanlığa alışmama neden olandı.


Her şeyden fazla fazla olup, kimselerin ayrı ayrı yaşadığı, azın aza, çoğun çoğa paylaşılmasındandı. Adilsizlikti. Adil olmayan hayatta yetinmesini öğrenmeye çalışmak, sadece nefes almak ve hayatın dertleriyle, bunları düşünmekle geçen zamandı. 


Benim derdim bundandı. Ve kabuğum her gün biraz daha kalınlaştı. Yediğim onlarca hayatın darbesi yine insanlardandı. Dimdik durduğun bu hayatta insanın olmadığı her yer daha güvenilir, daha inanılır ve dostaneydi. Benim acım kabuğumdu. Orası hep canlıydı. Sürekli yanan lavın korlarıyla çetinleşen duvarlarımdı. Her şeyden azdı. Sanki bitecek korkusuyla azla yaşamayı öğrenmekti. 


Işık da vardı, güneş de hatta ses de. Ama azdı... 

Çünkü bulunduğum metrekareye o kadar sığıyordu. Çünkü korkuyordum. Bir yılanın bitecek diye az az yediği toprak gibi, karıncaların bir diğer kışa koca yazı çalışarak harcayıp hayatlarını idame etme gayreti gibi. 

Ama o öyle değildi. 

Öyle olmayan düşüncelerimdi. Düşüncelerim zedelenmişti. İnsanlar... İnsan neydi? Sahi neydi insan ve insanlık. Benim acım bundandı ve o acı her gün daha da arttı. 

İnsan neydi? 


Başkalarının sırtından cebine koyan, karnını doyuran ( çalan). Hırsızdı

İnsan, insanı öldüren miydi? Katildi.

İnsan kendisinden başkasını düşünmeyen miydi? Merhametsizdi.


İnsan neydi? 

 Yoksa başka bir can için kendisini feda eden miydi, sessiz canlara kucak açan, koruyup kollayan, adalet için kendini ortaya atan mıydı? 


İnsan her şeydi. İnsan merhametini unutuna kadar insandı. 


Benim acım bundandı. Benim kabuğum kapanmıştı. 

Her şeyden azdı. 


Ses, ışık, güneş ve mavi...


“Kuşlar denizin sokak çocuklarıdır” diyen Can Yücel gibi , ben de kendi dünyamın sokak çocuğuydum. İnsanlar tanıdım ekmek veren, insanlar tanıdım olan ekmeği alan, çalan.


Benim dünyam da her şeyden azdı. O öyle olmasa da azdı. Ama acı... Katlanılamayacak kadar fazlaydı. 

Öldürmeyen acı canlandırır derler ya hani, işte oda öyle değildi. 

Hislerin öldükten sonra yaşamak ne kadar paha biçilmez olabilirdi ki, o kadardı...


Benim kabuğum acıydı. Ve her gün mukavemeti yükselen parmaklıklar ardında santimetreye düşen meskendi. 


Yaşıyorduk en azından. Az da olsa ...


Uğur Erden

Nisan 2021

24 Ocak 2021 Pazar

Amansız Yol


Akıp gidiyor zaman

Zamanda kaybettiklerimiz artıyor bir bir

Düşünmüyoruz, sorgulamıyoruz, özlem dahi çekmiyoruz.

Değerlerimiz unutulurken, değer kazanma gayretiyle günlerimizi geçiriyoruz


Eskiler vardı; neşesiyle, hüznüyle, en önemliside saygınlığıyla geçen günler

Birliğin, dirliğin; yokluğun, varlığın bilindiği günler

Oysa güzel günler, güzel dünlerde kalmış 


Unutmaya yüz tutmuş hoşgörülerle

Avutmaya çalıştığımız günleri yaşıyoruz

Dünden bugüne, bugünden yarına

Son bulmayan kayıplara gözlerimizi açıyoruz


Uğur Erden

Aralığın son günleri

10 Ocak 2021 Pazar

Kendi Hayatını Yaşa

 Daima renkli bir hayat istiyoruz. Modern zamanın içinde kaybolduğumuzu hiç düşünmeden “bir başkası” olma gayreti içine düşüyoruz. Kendi hayatımızı yaşamak yerine “ ne derler “ sıfatıyla hareket ediyoruz. Hayır diyebilmeyi, kendi düşüncelerimizi savunabilmeyi “ kırmamak “ “ her ortama ayak uydurmak” namına benliğimizi yitirdiğimizi hiç hissetmediğimiz gibi hayatımızı alelade harcıyoruz.


Hayat renklerden ibarettir ama karanlık boyutu da olduğu bir kesindir. Her gündüzün gecesi olduğu gibi sadece gündüzü yaşanılmaz hayatın. Sadece renkler ile ömür tüketilemez. 


Toz pembe hayaller ile daha ne kadar kırıklar içinde kendimizi iyileştirebiliriz ki?


Hayatı her an da görmeli, hayata bakan penceremize tek noktadan değil de farklı boyutlardan bakabilmeliyiz.


Ben takısını (bencilliğimizi) bir köşeye atıp hayatın bir taşı olduğumuzu, nasıl olursak dünyanında o derece şekillendiğini artık görebilmeliyiz.


Siyah beyaz hayatın da güzel olduğu gibi ya da öyle sandığımız gibi...


Uğur Erden

Ocak 2021

17 Kasım 2020 Salı

Sesler

Sesler


Binlerce ses var etrafta dolanan. Kavga içeren, hüzün, kin; özlem içeren, ağlayan, naralarını ortaya salan sesler , hayattan kopmuş, alelade fısıldayan sesler türemiş. Sen sana en yakın sese odaklanıyorsun. Her insan için kendi yaşadığı duygu haliyle bakar hayata. Sen kendi içinde yaşadığın hissiyatla sarılıyorsan fısıldayan sese ve peşinden gidiyorsun öylece.


İnsanlar; bazı insanlar kendini duyurmaya çalışıyor ve bazıları ise kendini hayattan soyutlamak adına duymak isteyene seslenir olmuş. Sen ise aynı onlar gibi sessizliğinle bağdaşmış ve haykırışların sadece orada hüküm sürer olmuş. Duyulmak istemiyorsun. 


İnsan, insanların arasında kayboluyor. Kargaşalar yolunu şaşırtırcasına samimiyetsizce koşuşturuyor yolumuzda. Dalmak, öylece uzaklara bakmak imkansıza yakın oluyor güneşin aydınlattığı anlarda ya da gecenin güneşi vurduğu meskenlerde.


Geceler ıssızlaşmış ve sessizliğin oluştuğu metrekare senin sesinin duyulmasını sağlıyor.

Yüzleşiyorsun, kızıyorsun, ağlıyorsun, hakaret ediyorsun; hakaret yiyorsun, sitemler, nefretler ve kinler ile yüzleşiyorsun. Orası senin sesinin diyarı oluyor ve sen seninle mücadele ediyorsun. 


İnsan ve insanların farkı gecenin karanlığında sıfata dönüşüyor ve adı hüzün konuyor. Sesler lokomotifi son durağında senin sesini sana getirir. Vagoncu sanki üzerine atarcasına kulağında çınlar sesin. Orada kopar tüm parçaların, zira insan gece sessizliğinde dağılır ve insan yine kendini zifiri karanlığın eşiğinde toplar parçalarını. 



Sesler milyonlarca. İçlerinde bazıları vardır ki yetimlerin ve öksüzlerin çığlıklarını içerir. Her ses kendisini yüceltir ve bu bencilliğin en başlıcasıdır. Ne zamanki her sesi kendi hüznünden üste tutarsan o zaman özgürleşir karanlığın ve metrekarelik dünyan dünyaya açılır. Kendi sessizliğinde kendine kızdığın, dertlendiğin anlara dostlar eklersin ve efkarın kendini parçalaması yerine bir eli tutar karanlığından kurtarırsın. Sadece sana benzeyenler yok bu hayatta. Bu hayatta binlerce vagonu temsil ediyor ve sen en iyi yerlerdesindir. Düşün senden yüzlerce vagon geride kalmışları. İşte sen onları gördüğünde varsın, sen onların ellerinden tuttuğunda insansın, sen geride kalmışların hüznüne ortak olduğunda yaşadığının farkına varırsın. 


Şimdi son lokomotif ve son durak. Sen vagoncuya söyle. Açsın tüm kapıları, duyulsun sesler, sen söyle vagoncuya çalsın havalı kornayı ve uyansın uykuda güle oynaya yaşayan insanlar. Çünkü o uyku insanı kemiren ve neslini kurutan illet bir rüyadır. 


Tüm insanlığa... 

Tüm seslere... 

Gariplere...


İstanbul

Bir kasım akşamı

2020


Uğur Erden

29 Eylül 2020 Salı

Uykusuz Yarınlar

 Uykusuz Yarınlar


Gitme puslu geceye öyle

Yakaladın mı salar korkularını üzerine

Varsa imkanın bu hayatta 

Yaşa olabildiğince


Gitme puslu geceye öyle

Yarım kalmış yarınlarına

Dünde kalmış anlarına

Yaşamayı bilmediğin günlerine


Uyan güneş açmış bahara

Kuş seslerinin olduğu cennete

Yeşilliğin ceylanısın sen

Gitme puslu geceye öyle


Bir ekim akşamı

2020

Soluksuz Gece

Soluksuz Gece


Boşluğa bakıyorum

Uzun ve karamsar bir boşluğa

Labirentin içinde kaybolan düşlerimle

Uzlaşmaz fikirlerimin çetinliğiyle


Buralar karışıyor

Boşluk iki eliyle içine çekiyor hayatımı

Savunmasız kalıyor çabalamam

Telaffuzu zor bunun anlatamam


Sessizlik korkutuyor 

Anlamsızlıkla boğuşuyorum 

Sandığım ile yanıldığım arasında

Bir savaş veriyorum


2020 

Bir Eylül günü ve son demleri 



20 Nisan 2020 Pazartesi

The Platform Filmi Yorumu

Sizlere bugünler için daha anlamlı ve daha açıklayıcı şekilde söylemek gerekirse şu an ki durum içinde herkesin anlayabileceği, 
kendini sorgulayabileceği ve daha güzel bir hayat için düşünmeyi bizlere hatırlatacak film. 

Elbette içinde saçma bulacağınız ya da içinde saklı bilinçaltı eylemler gözünüze bakatabilir. 
Amma velakin herkesin ortak düşüncesi ama bir türlü yapmadığı sadece dillerde gezen gerçek doğruyu herkes fark edecektir. 

Sadece dikkatlice sonuna kadar izleyiniz ve yorumunuzu düşündükten sonra yapınız.


Film https://www.netflix.com/tr/title/81128579 üyeliğiniz varsa izleyebilir ya da Google'da the platform yazıp aratarak 
çıkan sonuçlardaki film sitelerinden ücretsiz izleyebilirsiniz.

#uğurerden #netflix 
#theplatform #film 
#filmyorumu 
#theplatformfilmyorumu 
#uğurerden